Ehliyetsizlik Nedenine Dayalı Tapu İptal ve Tescil Davası 2026 Rehber)
- Av. Esra Özer

- 17 Şub
- 10 dakikada okunur
Taşınmaz devri, hukuk sisteminde en güçlü işlemlerden biri olarak kabul edilir. Tapu siciline yapılan tescil, kural olarak geçerlidir ve güven ilkesine dayanır. Ancak her tapu devri hukuken geçerli sayılmaz. Özellikle işlemi yapan kişinin fiil ehliyetinin bulunmadığı durumlarda, yapılan satış veya bağış işlemi sonradan iptal edilebilir.

Uygulamada bu davalar çoğunlukla yaşlılık ve hastalık döneminde yapılan taşınmaz devirleri nedeniyle ortaya çıkar. Alzheimer, demans, ağır hastalık, yoğun ilaç kullanımı veya bilinç kaybı gibi durumlar, kişinin yaptığı hukuki işlemlerin geçerliliğini tartışmalı hale getirebilir. Bu tür durumlarda asıl mesele, kişinin işlem yaptığı anda ayırt etme gücüne sahip olup olmadığıdır.
Aile içi uyuşmazlıklarda da bu dava türü sıkça gündeme gelir. Özellikle miras bırakanın hayatının son döneminde yaptığı taşınmaz devirleri, mirasçılar arasında ciddi anlaşmazlıklara yol açabilmektedir. Uygulamada sıkça karşılaşılan bir durum şu şekildedir: “Dedem, vefatından kısa süre önce evi bir çocuğuna devretti.” Bu noktada diğer mirasçılar, devrin ehliyetsizlik nedeniyle geçersiz olduğunu ileri sürerek tapu iptal ve tescil davası açabilmektedir.
Bu davalar yalnızca miras paylaşımıyla ilgili değildir; aynı zamanda zayıf durumdaki kişilerin korunması amacını da taşır. Hukuk düzeni, ayırt etme gücünden yoksun bir kişinin yaptığı işlemlerin sonuç doğurmasını kabul etmez. Bu nedenle ehliyetsizlik iddiasına dayalı tapu iptal ve tescil davaları, hem kişiler hukuku hem de eşya hukuku açısından önemli bir yere sahiptir.
Fiil Ehliyeti Nedir?
Bir kişinin hukuki işlem yapabilmesi, hak kazanabilmesi ve borç altına girebilmesi için fiil ehliyetine sahip olması gerekir. Türk Medeni Kanunu’nda fiil ehliyeti, kişinin kendi iradesiyle hukuki sonuç doğurabilecek işlemler yapabilme kapasitesi olarak düzenlenmiştir.
Türk Medeni Kanunu’nun 9. maddesine göre, fiil ehliyetine sahip olan kimse kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir.
Fiil ehliyetinin hangi koşullarda mevcut olduğu ise TMK m.10’da düzenlenmiştir. Buna göre :ayırt etme gücüne sahip, ergin ve kısıtlı olmayan kişiler fiil ehliyetine sahiptir. Bu üç unsur fiil ehliyetinin temelini oluşturur.
Ayırt Etme Gücü Kavramı
Fiil ehliyeti bakımından en kritik unsur ayırt etme gücüdür. Ayırt etme gücü, kişinin yaptığı işlemin anlamını ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve iradesini buna göre yönlendirebilme yeteneğidir.
Türk Medeni Kanunu’na göre:
akıl hastalığı
akıl zayıflığı
sarhoşluk
yaş küçüklüğü
bilinç kaybı
gibi durumlar ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınır.
Ehliyetsizlik nedeniyle açılan tapu iptal davalarında da en kritik mesele, işlem anında ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığının tespitidir.
a) Tam Ehliyetsizlik
Ayırt etme gücü bulunmayan kişiler, hukukta tam ehliyetsiz olarak kabul edilir. Türk Medeni Kanunu’na göre ayırt etme gücünden yoksun olan kişilerin yaptığı işlemler, kural olarak hukuki sonuç doğurmaz.
Bu nedenle, ayırt etme gücüne sahip olmayan bir kişinin yaptığı taşınmaz devri de geçersiz sayılabilir. Ehliyetsizlik nedeniyle tapu iptal ve tescil davalarının hukuki temeli de buradan doğar.
b) Sınırlı Ehliyetsizlik
Ayırt etme gücüne sahip olmakla birlikte ergin olmayan veya kısıtlı olan kişiler ise sınırlı ehliyetsiz kabul edilir.
Bu kişiler bazı işlemleri tek başlarına yapamaz; çoğu işlem için yasal temsilcinin rızası gerekir.
Ancak ehliyetsizlik nedeniyle tapu iptal davalarında esas tartışma genellikle sınırlı ehliyetsizlik değil, ayırt etme gücünün tamamen bulunmaması (tam ehliyetsizlik) üzerinden yürür.
Ehliyetsizlik Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası Nedir?
Ehliyetsizlik nedeniyle tapu iptal ve tescil davası, fiil ehliyeti bulunmayan bir kişinin yaptığı taşınmaz devrinin geçersiz olduğunu ileri sürerek tapu kaydının iptal edilmesini ve taşınmazın yeniden hak sahibine tescil edilmesini amaçlayan bir ayni hak davasıdır.
Türk Medeni Kanunu’na göre ayırt etme gücü bulunmayan kişilerin yaptığı hukuki işlemler kural olarak hukuki sonuç doğurmaz. Bu nedenle fiil ehliyeti bulunmayan bir kişinin yaptığı satış, bağış veya devir işlemi geçersiz sayılabilir.
Hukuki İşlemin Geçersizliği
Tapu devri bir hukuki işlem olduğundan, bu işlemi yapan kişinin işlem anında fiil ehliyetine sahip olması gerekir. Ayırt etme gücü bulunmayan bir kişinin yaptığı taşınmaz devri, hukukta genellikle mutlak butlanla geçersiz kabul edilir.
Bu durumda tapu sicilindeki kayıt, hukuki gerçeği yansıtmaz ve “yolsuz tescil” niteliği kazanır.
Tapu Kaydının İptali
Ehliyetsizlik nedeniyle açılan bu davada amaç, geçersiz işleme dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptal edilmesidir.
Tapu iptal davası, mülkiyet hakkının korunmasına yönelik ayni nitelikte bir davadır ve taşınmaz üzerindeki gerçek hak sahibinin belirlenmesini sağlar.
Tescil Talebi
Tapu kaydının iptali tek başına yeterli değildir. Davacı aynı zamanda taşınmazın gerçek hak sahibi adına yeniden tescil edilmesini talep eder.
Bu nedenle dava uygulamada “tapu iptal ve tescil davası” olarak adlandırılır.
Mahkeme ehliyetsizlik iddiasını kabul ederse:
mevcut tapu kaydı iptal edilir
taşınmaz önceki malik adına veya mirasçıları adına tescil edilir
Mirasçıların Dava Hakkı
Ehliyetsizlik nedeniyle tapu iptal ve tescil davası yalnızca işlemi yapan kişi tarafından değil, onun mirasçıları tarafından da açılabilir. Uygulamada bu davalar çoğunlukla şu senaryoda görülür: Miras bırakan, hayatının son döneminde bir taşınmazını devretmiştir ve diğer mirasçılar bu devrin ehliyetsizlik nedeniyle geçersiz olduğunu ileri sürmektedir.
Bu durumda mirasçılar, taşınmazın terekeye geri dönmesi için tapu iptal ve tescil davası açabilir.
Ehliyetsizlik (Ayırt Etme Gücünün Bulunmaması) Nasıl Anlaşılır?
Ehliyetsizlik nedeniyle tapu iptal ve tescil davalarında en kritik soru şudur: “Kişi, taşınmaz devrini yaptığı anda ayırt etme gücüne sahip miydi?”
Çünkü hukuki değerlendirme, kişinin genel sağlık durumuna değil, işlem anındaki zihinsel durumuna odaklanır. Yargı uygulamasında ayırt etme gücünün tespiti çoğunlukla sağlık kayıtları, tanık anlatımları ve bilirkişi (özellikle Adli Tıp) raporlarıyla yapılır.
Ayırt etme gücü, kişinin yaptığı işlemin anlamını ve sonuçlarını anlayabilme ve buna uygun davranabilme yeteneği olarak tanımlanır.
Uygulamada ehliyetsizlik iddiası genellikle aşağıdaki durumlara dayanır:
Akıl Hastalığı
Şizofreni, ağır depresyon, bipolar bozukluk gibi psikiyatrik hastalıklar, kişinin hukuki işlem yapma yeteneğini ortadan kaldırabilir.
Türk Medeni Kanunu’na göre akıl hastalığı veya akıl zayıflığının varlığı, çoğu zaman bilirkişi raporuyla belirlenir.
Mahkemeler bu tür davalarda genellikle tam teşekküllü hastanelerden alınan sağlık kayıtlarını ve uzman raporlarını dikkate alır.
Demans / Alzheimer
Ehliyetsizlik davalarında en sık karşılaşılan durumlardan biri Alzheimer ve demans hastalıklarıdır.
Bu hastalıklar ilerledikçe:
hafıza kaybı
karar verme güçlüğü
gerçeklik algısında bozulma
gibi sorunlar ortaya çıkar ve kişinin hukuki işlem yapma kapasitesi ciddi şekilde etkilenebilir.
Bu nedenle yaşlılık döneminde yapılan taşınmaz devirleri çoğu zaman bu hastalıklar üzerinden tartışılır.
Ağır Hastalık Dönemi
Kişinin ölümüne yakın bir dönemde, yoğun tedavi altında veya ağır hastalık sürecinde yaptığı işlemler de ehliyet tartışmasına konu olabilir.
Özellikle:
yoğun ilaç kullanımı
hastanede yatış süreci
bilinç bulanıklığı
gibi durumlar ayırt etme gücünün değerlendirilmesinde dikkate alınır.
Bilinç Kaybı
Sarhoşluk, koma, nörolojik krizler veya geçici bilinç kaybı gibi durumlarda kişinin irade açıklaması hukuken geçerli sayılmayabilir.
Ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı her zaman somut olaya ve işlem anına göre değerlendirilir.
Bu nedenle kısa süreli bilinç kayıpları bile hukuki işlemin geçerliliğini etkileyebilir.
Yaşlılık Kaynaklı Zihinsel Zayıflama
Tek başına yaşlılık ehliyetsizlik anlamına gelmez. Ancak yaşlılığa bağlı olarak ortaya çıkan zihinsel zayıflama (akıl zayıflığı) ayırt etme gücünü ortadan kaldırabilir.
Yargı uygulamasında özellikle ileri yaşta yapılan taşınmaz devirlerinde, kişinin zihinsel durumunun tıbbi verilerle incelenmesi sıkça görülür.
İspat Meselesi: En Kritik Nokta
Ehliyetsizlik nedeniyle tapu iptal ve tescil davalarında en önemli konu, ayırt etme gücünün bulunmadığının ispat edilmesidir. Mahkeme, kişinin genel sağlık durumunu değil, taşınmaz devrinin yapıldığı tarihteki zihinsel durumunu araştırır.
Yargıtay uygulamasına göre ehliyetsizlik iddiası ileri sürüldüğünde bu hususun tıbbi veriler ve bilirkişi incelemesiyle ortaya konulması gerekir.
Bu davalarda genellikle aşağıdaki deliller birlikte değerlendirilir:
Sağlık Kurulu Raporları
Tam teşekküllü hastanelerden alınan sağlık kurulu raporları, kişinin zihinsel durumunu ortaya koyan en önemli delillerden biridir.
Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı gibi durumların belirlenmesinde bilirkişi raporuna başvurulması gerektiği de kanunda öngörülmüştür.
Özellikle işlem tarihine yakın dönemde alınmış sağlık raporları davada büyük önem taşır.
Hastane Kayıtları
Mahkemeler çoğu zaman kişinin işlem tarihinden önceki ve sonraki hastane kayıtlarını inceler.
Bu kayıtlar:
teşhisleri,
kullanılan ilaçları,
hastalık sürecini
ortaya koyarak ayırt etme gücünün değerlendirilmesine yardımcı olur.
Doktor Raporları
Tedavi sürecini takip eden doktorların düzenlediği raporlar da önemli delil niteliğindedir. Özellikle nöroloji ve psikiyatri uzmanlarının görüşleri, kişinin işlem yapma kapasitesinin belirlenmesinde etkili olabilir.
Tanık Anlatımları
Tanık beyanları, kişinin işlem yaptığı dönemdeki günlük davranışlarını ve zihinsel durumunu ortaya koyar.
Komşular, akrabalar veya bakım veren kişiler, kişinin o dönemde:
unutkanlık yaşayıp yaşamadığını
karar verme yeteneğinin zayıflayıp zayıflamadığını
çevresiyle iletişimini
anlatabilir. Mahkemeler, tıbbi delillerle birlikte tanık anlatımlarını da değerlendirir.
Adli Tıp İncelemesi
Ehliyetsizlik davalarının en belirleyici aşaması genellikle Adli Tıp Kurumu incelemesidir. Yargıtay kararlarında, ayırt etme gücünün nispi bir kavram olması nedeniyle en yetkili sağlık kurulu olarak Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasının gerekli olduğu vurgulanmaktadır.
Mahkeme dosyayı Adli Tıp Kurumu’na göndererek şu sorunun cevabını ister: “Kişi, taşınmaz devrinin yapıldığı tarihte ayırt etme gücüne sahip miydi?” Bu rapor çoğu zaman davanın sonucunu belirleyen en önemli delil olur.
Görevli ve Yetkili Mahkeme
Ehliyetsizlik nedenine dayalı tapu iptal ve tescil davalarında görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi’dir. Bu davalar ayni hakka ilişkin uyuşmazlıklar kapsamında değerlendirilir ve genel görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir.
Yetkili mahkeme ise dava konusu taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 12. maddesi gereğince taşınmazın aynına ilişkin davalarda bu yetki kuralı kesin yetki niteliğindedir.
Başka bir ifadeyle, dava mutlaka taşınmazın bulunduğu yerdeki Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açılmalıdır. Tarafların anlaşarak davayı başka bir yerde açmaları mümkün değildir.
Örneğin:
İzmir’de bulunan bir taşınmaz için dava İzmir’de,
Ankara’da bulunan bir taşınmaz için dava Ankara’da açılır.
Bu yetki kuralı kamu düzenine ilişkin olduğundan, mahkeme davanın doğru yerde açılıp açılmadığını kendiliğinden denetler.
Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Süre
Tapu iptal ve tescil davalarında süre meselesi, davanın dayandığı hukuki sebebe göre değerlendirilir. Tapu iptal davalarında tek bir zamanaşımı kuralı yoktur; hukuki neden farklıysa süre de farklı olabilir.
Ancak fiil ehliyetsizliği (ayırt etme gücünün bulunmaması) durumunda yapılan hukuki işlemler genellikle mutlak butlanla sakat kabul edilir. Bu nedenle uygulamada çoğunlukla bu davaların zamanaşımına veya hak düşürücü süreye tabi olmadığı kabul edilmektedir.
Bunun temel nedeni şudur: Ehliyetsiz kişinin yaptığı işlemde gerçek anlamda bir hukuki irade açıklaması bulunmadığı kabul edilir. İrade yoksa işlem baştan itibaren geçersiz sayılır ve zaman geçmesiyle geçerli hale gelmez.
Ehliyetsizlikte Süre Meselesi
Ehliyetsizlik iddiasına dayanan tapu iptal davalarında:
kural olarak zamanaşımı yoktur
hak düşürücü süre uygulanmaz
dava yıllar sonra da açılabilir
Bu durum özellikle miras uyuşmazlıklarında sık görülür.
Örneğin:
Alzheimer hastası bir kişinin yaptığı satış,
yoğun bakım sürecinde yapılan devir,
ayırt etme gücü bulunmayan yaşlı bir kişinin taşınmaz devri
yıllar sonra dahi dava konusu yapılabilir.
Mirasçıların Dava Hakkı
Ehliyetsizlik nedeniyle açılan tapu iptal ve tescil davaları çoğu zaman mirasçılar tarafından açılır.
Mirasçılar, murisin yaptığı işlemin ehliyetsizlik nedeniyle geçersiz olduğunu ileri sürerek tapu kaydının iptalini isteyebilir. Bu tür davalarda mirasçıların dava hakkı, mülkiyet hakkına dayandığı için güçlü bir koruma altındadır.
Kesin Hükümsüzlük Tartışması
Ehliyetsizlik nedeniyle yapılan işlemlerin hukuki niteliği doktrinde genellikle “kesin hükümsüzlük (mutlak butlan)” olarak değerlendirilir.
Bu yaklaşımın sonucu şudur:
işlem baştan itibaren geçersizdir
mahkeme bunu kendiliğinden dikkate alabilir
süre geçmesi işlemi geçerli hale getirmez
Ancak uygulamada bazı durumlarda (örneğin kadastro işlemleri, iyi niyetli üçüncü kişi kazanımı gibi) süre tartışmaları ortaya çıkabilir. Bu nedenle davanın hukuki sebebinin doğru belirlenmesi büyük önem taşır.
Ehliyetsizlik Davası ile Muris Muvazaası Arasındaki Fark
Tapu iptal ve tescil davalarında en sık karıştırılan iki hukuki sebep ehliyetsizlik ve muris muvazaasıdır. Her ikisi de taşınmaz devrinin iptaline yol açabilir; ancak dayandıkları hukuki mantık tamamen farklıdır.
Ehliyetsizlik davasında sorun iradedir. İşlemi yapan kişi, hukuki işlem yapabilecek zihinsel kapasiteye sahip değildir. Bu nedenle işlem baştan itibaren geçersiz kabul edilir.
Örneğin:
Alzheimer hastası kişinin satış yapması
ağır akıl hastalığı bulunan kişinin devir işlemi
bilinç kaybı döneminde yapılan işlem
Bu durumda sorun “aldatma” değil, hukuki işlem ehliyetinin bulunmamasıdır.
Buna karşılık muris muvazaasında işlem yapan kişi ehliyetlidir, fakat gerçek iradesini gizlemektedir.
Miras bırakan aslında taşınmazı bağışlamak ister, ancak mirasçılardan mal kaçırmak için tapuda işlemi satış gibi gösterir.
İspat Farkı
Ehliyetsizlik davalarında ispatın merkezinde tıbbi deliller vardır:
sağlık raporları
hastane kayıtları
Adli Tıp raporu
tanık anlatımları
Mahkeme şu soruyu sorar: “İşlem tarihinde ayırt etme gücü var mıydı?”
Muris muvazaasında ise ispat sosyal ve ekonomik olgulara dayanır:
satış bedeli ile gerçek değer arasındaki fark
miras bırakanın satış yapma ihtiyacı
aile ilişkileri
alıcının ekonomik gücü
yaşamın olağan akışı
Bu davalarda murisin mal kaçırma amacı araştırılır.
Dava Stratejisi Farkı
Ehliyetsizlik davası
muris hayattayken de açılabilir
vasi aracılığıyla dava açılması mümkündür
tıbbi deliller davanın merkezindedir
çoğu zaman tüm mirasçıların birlikte hareket etmesi gerekir
Muris muvazaası davası
genellikle murisin ölümünden sonra açılır
mirasçılar kendi payları oranında dava açabilir
ekonomik ve sosyal olguların analizi önemlidir
Üçüncü Kişilere Devir ve Yargıtay Uygulaması
Ehliyetsizlik nedeniyle tapu iptal ve tescil davalarında en kritik sorunlardan biri, taşınmazın ilk devralandan sonra üçüncü kişilere devredilmesi durumudur. Uygulamada bu durum oldukça sık görülür.
Örneğin:
Ehliyetsiz kişi taşınmazı A’ya devreder,
A taşınmazı B’ye satar,
B ise taşınmazı C’ye devreder.
Bu durumda davanın kaderi çoğu zaman üçüncü kişinin iyi niyetli olup olmadığına bağlı olur.
Tapu Siciline Güven İlkesi ve İyi Niyet
Türk Medeni Kanunu’nun 1023. maddesine göre: Tapu kütüğüne güvenerek iyi niyetle ayni hak kazanan üçüncü kişinin kazanımı korunur. Bu ilke “tapu siciline güven ilkesi” olarak bilinir ve taşınmaz hukukunun temel prensiplerinden biridir.
Başka bir ifadeyle:
üçüncü kişi tapu kaydına güvenmişse,
işlemin hukuka aykırı olduğunu bilmiyorsa,
iyi niyetli ise
mülkiyet kazanımı korunabilir. Yargıtay içtihatlarında da tapu siciline güven ilkesinin taşınmaz hukukunda belirleyici olduğu vurgulanmaktadır.
Ehliyetsizlik Halinde Üçüncü Kişinin Durumu
Ancak ehliyetsizlik davalarında önemli bir ayrım vardır. Ehliyetsiz kişinin yaptığı işlem hukuken geçersiz kabul edildiğinden, üçüncü kişinin iyi niyetli olması her zaman mülkiyet kazanımını korumaz.
Çünkü ehliyetsiz kişinin yaptığı devir işlemi baştan itibaren sakat kabul edilir.
Bu nedenle Yargıtay uygulamasında şu sorular önem kazanır:
üçüncü kişi gerçekten iyi niyetli mi?
taşınmazın devri kısa sürede mi gerçekleşti?
bedel gerçek değere uygun mu?
taraflar arasında akrabalık veya yakınlık var mı?
işlem zinciri hayatın olağan akışına uygun mu?
Bu unsurlar birlikte değerlendirilir.
Taşınmaz İyi Niyetli Üçüncü Kişiye Geçmişse
Bazı durumlarda içtihat uyarınca taşınmaz artık geri alınamayabilir. Bu durumda hukuki koruma tamamen ortadan kalkmaz. Özellikle uygulamada şu yol gündeme gelir: Devletin tapu sicilinin tutulmasından doğan sorumluluğu (TMK m.1007).
Eğer taşınmaz iyi niyetli üçüncü kişinin eline geçmişse ve geri alınamıyorsa, zarar gören kişi devletten tazminat talep edebilir.
Bu, tapu iptal davalarında genellikle “ikinci aşama” olarak görülür.
Sık Sorulan Sorular
Alzheimer hastasının yaptığı tapu devri iptal edilir mi?
Eğer taşınmaz devri sırasında kişinin ayırt etme gücü bulunmadığı tespit edilirse, yapılan devir iptal edilebilir. Alzheimer tanısı tek başına yeterli değildir; işlem tarihindeki zihinsel durum önemlidir.
Noterde yapılan işlem geçerli sayılır mı?
Noterde yapılmış olması işlemi otomatik olarak geçerli hale getirmez. Ehliyetsizlik varsa noter işlemi de geçersiz olabilir.
Doktor raporu olmadan dava açılabilir mi?
Evet. Dava açılabilir; ancak mahkeme genellikle sağlık kayıtlarını ve Adli Tıp raporunu inceleyerek karar verir.
Mirasçılar tapu iptal davası açabilir mi?
Evet. Mirasçılar, miras bırakanın yaptığı taşınmaz devrinin ehliyetsizlik nedeniyle geçersiz olduğunu ileri sürerek dava açabilir.
Tapu iptal edilirse taşınmaz kime geçer?
Mahkeme, taşınmazın önceki malik adına veya mirasçıları adına tesciline karar verir.
Ehliyetsizlik nedeniyle tapu iptal davasında zamanaşımı var mı?
Kural olarak zamanaşımı uygulanmaz, çünkü ehliyetsiz kişinin yaptığı işlem baştan itibaren geçersiz kabul edilir.
Ehliyetsizlik davasını kimler açabilir?
Ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişi hayattaysa kendisi veya yasal temsilcisi, vefat etmişse mirasçıları dava açabilir.
Vesayet altına alınmamış bir kişi için ehliyetsizlik iddiası ileri sürülebilir mi?
Evet. Kişinin kısıtlanmış olması şart değildir. Fiilen ayırt etme gücünün bulunmaması yeterlidir.
Satış bedeli ödenmişse dava yine açılabilir mi?
Evet. Bedelin ödenmiş olması tek başına işlemi geçerli hale getirmez. Önemli olan işlem sırasında fiil ehliyetinin bulunup bulunmadığıdır.
Ehliyetsizlik davası açılırken taşınmazın satışı engellenebilir mi?
Evet. Dava sırasında ihtiyati tedbir talep edilerek taşınmazın devri engellenebilir.
Davayı kaybetme riski en çok hangi durumda olur?
Genellikle işlem tarihine ilişkin sağlık kaydı bulunmadığında veya ayırt etme gücünün bulunmadığı açık şekilde ispatlanamadığında dava reddedilebilir.
Ehliyetsizlik nedenine dayalı tapu iptal ve tescil davaları, taşınmaz devrinin geçerliliğini doğrudan etkileyen ve çoğu zaman miras uyuşmazlıklarının merkezinde yer alan önemli dava türlerinden biridir. Bu davalarda belirleyici olan husus, taşınmaz devrinin yapıldığı anda işlemi yapan kişinin ayırt etme gücüne sahip olup olmadığıdır.
Uygulamada sağlık kayıtları, tanık anlatımları ve özellikle Adli Tıp incelemesi, davanın sonucunu belirleyen en önemli deliller arasında yer alır. Ehliyetsizlik iddiasının doğru hukuki temele oturtulması, muris muvazaası gibi benzer dava türlerinden ayrımının yapılması ve taşınmazın üçüncü kişilere devredilmesi ihtimalinin değerlendirilmesi, dava stratejisinin doğru kurulması açısından büyük önem taşır.
Her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmesi gerektiğinden, ehliyetsizlik iddiasına dayalı tapu iptal ve tescil davalarında sürecin başından itibaren hukuki destek alınması, hak kaybı yaşanmaması ve delillerin doğru şekilde sunulması açısından belirleyici olabilir.




Yorumlar