top of page
image1.jpeg

Esra Özer

Avukat

Benzer bir olay yaşadığınızı düşünüyorsanız,

bizimle iletişime geçip hukuki değerlendirme alabilirsiniz.

Şufa (Önalım) Davası Nedir? Paylı Taşınmazlarda Öncelikli Satın Alma Hakkı 2026

  • Yazarın fotoğrafı: Av. Esra Özer
    Av. Esra Özer
  • 6 Şub
  • 10 dakikada okunur

Paylı mülkiyet, bir taşınmazın birden fazla kişi tarafından belirli pay oranlarıyla birlikte sahip olunması anlamına gelir. Türkiye’de özellikle miras kalan taşınmazlar, kardeşler arasında bölünemeyen arsalar, aileye ait tarlalar veya yatırım amaçlı birlikte alınan gayrimenkuller nedeniyle paylı mülkiyet oldukça yaygın bir mülkiyet türüdür. Ancak uygulamada bu mülkiyet biçimi, çoğu zaman ciddi hukuki uyuşmazlıklara da zemin hazırlamaktadır.



En sık karşılaşılan sorunlardan biri, paydaşlardan birinin kendi payını diğer paydaşlara haber vermeden üçüncü bir kişiye satmasıdır. Bu tür satışlar, mevcut ortaklık dengesini bozabilir ve taşınmazın yönetimini zorlaştırabilir. Özellikle aile içinde kalan bir taşınmazın dışarıdan bir kişinin ortak olması, paydaşlar arasında güven sorunlarına ve uzun süren hukuki ihtilaflara neden olabilmektedir. Uygulamada birçok kişi, satış gerçekleştikten sonra böyle bir hakka sahip olduğunu öğrenmekte ve çoğu zaman sürelerin kaçırılması nedeniyle telafisi zor hak kayıpları yaşanmaktadır.


İşte bu noktada devreye giren şufa (önalım) hakkı, paylı mülkiyet sisteminin en önemli koruma mekanizmalarından biridir. Bu hak sayesinde paydaşlar, satılan payı üçüncü kişiden aynı şartlarla satın alma önceliğine sahip olur. Böylece ortaklığa dışarıdan bir kişinin girmesi engellenebilir ve taşınmaz üzerindeki mevcut denge korunabilir. Şufa hakkı, yalnızca teorik bir düzenleme değil; özellikle hisseli tapu satışlarının yaygın olduğu Türkiye’de son derece pratik ve güçlü bir hukuki araçtır.


Özellikle miras kalan taşınmazlarda, kardeşler arasında pay satışı, düşük bedelli satış iddiaları veya payın yabancı bir kişiye devredilmesi gibi durumlarda şufa davası çoğu zaman uyuşmazlığın merkezinde yer alır. Bu nedenle önalım hakkının ne olduğu, hangi şartlarda kullanılabileceği ve sürelerin nasıl işlediği konusunun doğru anlaşılması, paydaşların hak kaybı yaşamaması açısından büyük önem taşır.


  1. Şufa (Önalım) Hakkı Nedir?


Şufa hakkı — diğer adıyla önalım hakkı — paylı mülkiyete konu bir taşınmazda, paydaşlardan birinin payını üçüncü bir kişiye satması halinde, diğer paydaşlara o payı aynı şartlarla öncelikli olarak satın alma imkânı tanıyan bir haktır. Bu hak, Türk Medeni Kanunu’nda açıkça düzenlenmiş olup uygulamada en sık karşılaşılan gayrimenkul uyuşmazlıklarından birinin merkezinde yer alır.

Türk Medeni Kanunu’nun 732. maddesi ve devamında düzenlenen bu hak, paylı mülkiyetin korunmasını amaçlayan kanundan doğan bir sınırlamadır. Kanuna göre, paylı mülkiyette bir paydaş taşınmazdaki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satarsa, diğer paydaşlar önalım hakkını kullanabilir.


Bu nedenle şufa hakkı, yalnızca teorik bir mülkiyet kuralı değil; ortak taşınmaz ilişkilerinde dengeyi koruyan bir güvenlik mekanizmasıdır. Paydaşların iradesi dışında ortaklığa yeni bir kişinin katılmasını engellemeyi hedefler ve özellikle aile içinde kalan taşınmazların “yabancıya gitmesini” önlemeye yarar.


Hukuki niteliği bakımından şufa hakkı, yenilik doğurucu bir hak olarak kabul edilir. Bu hak kullanıldığında mahkeme kararıyla satılan payın mülkiyeti alıcıdan alınarak davacı paydaşa geçirilir. Başka bir ifadeyle, dava sonucunda tapuda mülkiyet devri gerçekleşir.


Önemli bir nokta da şudur: Şufa hakkı satış gerçekleşmeden kullanılamaz. Paylı mülkiyet kurulmasıyla birlikte doğar; ancak ancak payın üçüncü kişiye satılmasıyla kullanılabilir hale gelir.

Uygulamada bunu basit bir örnekle düşünmek mümkündür: Miras kalan bir arsanın üç kardeşe ait olduğunu varsayalım. Kardeşlerden biri kendi payını dışarıdan bir kişiye sattığında, diğer kardeşler bu payı aynı bedel ve koşullarla satın alma önceliğine sahip olur. İşte bu öncelik hakkı şufa hakkıdır.

Bu yönüyle şufa hakkı, paylı mülkiyetin devamlılığını sağlayan ve çoğu zaman uzun sürecek ortaklık uyuşmazlıklarını daha baştan engelleyebilen güçlü bir hukuki araçtır.


  1. Şufa Hakkı Ne Zaman Doğar?


Şufa hakkının ne zaman doğduğu konusu, uygulamada en çok karıştırılan noktalardan biridir. Çünkü bu hak satışla ortaya çıkan bir hak gibi görünse de aslında paylı mülkiyetin kurulmasıyla birlikte doğar, ancak kullanılabilir hale gelmesi için belirli bir olayın gerçekleşmesi gerekir.


Hukuki olarak bakıldığında, önalım hakkı paylı mülkiyetin kurulmasıyla birlikte kanundan doğan bir hak olarak varlık kazanır. Fakat bu hak, ancak paydaşlardan birinin taşınmaz üzerindeki payını üçüncü bir kişiye satmasıyla kullanılabilir hale gelir.


Türk Medeni Kanunu’nun 732. maddesi bu durumu açıkça ortaya koyar: Paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması hâlinde, diğer paydaşlar önalım hakkını kullanabilir.


Bu nedenle şufa hakkının ortaya çıkışı üç aşamalı bir mantıkla anlaşılabilir:


  • Paylı mülkiyetin varlığı

  • Paydaşlardan birinin satış yapması

  • Satışın üçüncü kişiye yapılması


Bu üç unsur gerçekleşmeden şufa hakkı fiilen kullanılamaz.


Burada özellikle “üçüncü kişi” kavramı önemlidir. Paydaşlardan birinin payını başka bir paydaşa satması halinde şufa hakkı doğmaz. Çünkü kanunun korumak istediği şey, ortaklığa yabancı bir kişinin dahil olması ihtimalidir.


Bunu günlük hayattan bir örnekle düşünmek daha kolay olur: Üç kardeşe ait bir arsanın bulunduğunu varsayalım. Kardeşlerden biri payını diğer kardeşe satarsa önalım hakkı söz konusu olmaz. Ancak payını dışarıdan bir yatırımcıya satarsa, diğer kardeşler şufa hakkını kullanabilir.

Bu yönüyle şufa hakkı, satış gerçekleşmeden önce değil, satıştan sonra devreye giren bir koruma mekanizmasıdır. Amaç, mevcut paydaşlara taşınmaz üzerindeki ortaklık yapısını koruma fırsatı vermektir.


Uygulamada birçok kişi, satış tapuda yapıldıktan sonra artık hiçbir şey yapılamayacağını düşünür. Oysa tam tersine, şufa hakkı çoğu zaman satıştan sonra kullanılan bir hak olduğu için bu aşamada dava açılması mümkün olur.


  1. Şufa (Önalım Hakkı) Davasının Şartları


Şufa (önalım) hakkı her paylı taşınmaz satışında otomatik olarak kullanılabilen bir hak değildir. Kanun, bu hakkın kullanılabilmesi için belirli şartların birlikte gerçekleşmesini arar. Uygulamada davaların büyük kısmı, bu şartların eksikliği veya yanlış değerlendirilmesi nedeniyle reddedilmektedir. Bu yüzden şufa davasının şartlarını doğru anlamak, hak kaybını önlemek açısından kritik öneme sahiptir.


Paylı mülkiyetin bulunması


Şufa hakkının varlığından söz edebilmek için öncelikle taşınmazın paylı mülkiyete tabi olması gerekir. Paylı mülkiyet, bir taşınmazın birden fazla kişi tarafından belirli pay oranlarıyla birlikte sahip olunmasıdır. Tek malik bulunan bir taşınmazda şufa hakkı söz konusu olmaz.


Davacının paydaş olması


Önalım hakkını kullanabilecek kişiler yalnızca taşınmazın paydaşlarıdır. Taşınmaz üzerinde kiracı, intifa hakkı sahibi veya başka bir ayni hak sahibi olan kişiler bu davayı açamaz. Başka bir ifadeyle, şufa hakkı paya bağlı bir haktır; taşınmazla hukuki bağı olan herkese değil, yalnızca paydaşlara tanınmıştır.


Payın üçüncü kişiye satılması


Şufa hakkının doğması için payın üçüncü bir kişiye satılmış olması gerekir. Kanunun korumak istediği temel durum, ortaklığa dışarıdan bir kişinin katılmasıdır.


Bu nedenle şu durumlarda şufa hakkı doğmaz:


  • Payın başka bir paydaşa satılması

  • Bağış yapılması

  • Miras yoluyla geçiş

  • Cebri satış gibi bazı işlemler


Şufa hakkı özellikle satış işlemi gerçekleştiğinde gündeme gelir.


Süre içinde dava açılması


Şufa hakkı, süreye bağlı bir haktır. Bu süreler hak düşürücü niteliktedir ve mahkeme tarafından kendiliğinden dikkate alınır. Genel olarak:


  • Noter bildirimi sonrası 3 ay

  • Her halde satıştan itibaren 2 yıl içinde dava açılmalıdır.


Uygulamada en çok yapılan hata, satışın öğrenilmesine rağmen dava açılmasının geciktirilmesidir. Oysa şufa davalarında sürelerin kaçırılması çoğu zaman hakkın tamamen kaybedilmesine yol açar.

Bu dört temel şart birlikte gerçekleştiğinde şufa davası açılabilir. Aslında mantık oldukça nettir: Paylı taşınmaz + paydaş + üçüncü kişiye satış + süre içinde dava = şufa davası.


Gayrimenkul uyuşmazlıklarında en sık görülen hatalardan biri, bu şartlardan birinin eksik olmasına rağmen dava açılması ya da tam tersine, hak olduğu halde dava açılabileceğinin bilinmemesidir. Bu nedenle şufa hakkı, hem teknik hem de stratejik açıdan doğru değerlendirilmesi gereken bir alandır.


  1. Şufa Hakkı Nasıl Kullanılır?


Şufa (önalım) hakkı, uygulamada en çok yanlış anlaşılan konulardan biridir. Birçok kişi bu hakkın noter bildirimi, ihtar veya tapuya başvuru ile kullanılabileceğini düşünür. Oysa hukuken şufa hakkı yalnızca dava açılarak kullanılabilen bir haktır.


Başka bir ifadeyle, paylı taşınmazda bir payın üçüncü kişiye satılması durumunda, önalım hakkı sahibi paydaş mahkemeye başvurarak satılan payın kendi adına tescilini talep eder.


Bu nedenle şufa hakkı, teknik olarak “tapu iptal ve tescil davası” niteliğinde bir dava ile kullanılır.


Davanın kime karşı açılacağı


Şufa davası, çoğu kişinin düşündüğünün aksine payını satan kişiye karşı değil, payı satın alan üçüncü kişiye karşı açılır.


Çünkü dava sonucunda mülkiyet doğrudan alıcıdan davacı paydaşa geçer. Satıcı bu aşamada genellikle davanın tarafı olmaz.


Dava açılırken yapılması gerekenler


Şufa davasında yalnızca dilekçe vermek yeterli değildir. Davanın kabul edilebilmesi için bazı işlemlerin eksiksiz yapılması gerekir.


Genellikle süreç şu şekilde ilerler:


  • Paylı mülkiyeti gösteren tapu kayıtlarının alınması

  • Satış işleminin tespit edilmesi

  • Davanın Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açılması

  • Satış bedelinin mahkeme veznesine yatırılması


Özellikle satış bedelinin yatırılması, şufa davalarının en kritik aşamalarından biridir.

Mahkeme, davacıdan satış bedelini ve tapu giderlerini belirli bir süre içinde yatırmasını ister. Bu bedel yatırılmazsa dava usulden reddedilebilir.


Bu düzenlemenin amacı, satışın iptali halinde alıcının zarar görmesini engellemektir.


Yargılama ve tapu devri


Mahkeme, satışın gerçekten üçüncü kişiye yapılıp yapılmadığını, davacının paydaş olup olmadığını ve davanın süresinde açılıp açılmadığını inceler.


Şartların gerçekleştiği tespit edilirse mahkeme:


  • satış işleminin davacı yönünden sonuç doğurmasına,

  • satılan payın davacı adına tapuya tesciline


karar verir.


Bu karar ile birlikte üçüncü kişinin satın aldığı pay, davacı paydaşa geçer. Uygulamada şufa davalarının “teknik dava” olarak görülmesinin sebebi tam da budur. Süreler, bedel yatırma zorunluluğu ve tapu kayıtlarının incelenmesi gibi unsurlar nedeniyle küçük bir hata bile davanın kaybedilmesine yol açabilir.


Bu yüzden şufa hakkı, çoğu zaman haklı olunmasına rağmen usul hataları nedeniyle kaybedilen davalar arasında yer alır.


  1. Şufa Davasında Süreler


Şufa davalarında en önemli konu çoğu zaman haklı olup olmamak değil, süreyi kaçırıp kaçırmamaktır. Çünkü önalım hakkının kullanılabilmesi kanunda belirlenen hak düşürücü sürelere bağlanmıştır. Bu süreler geçtikten sonra artık şufa davası açmak mümkün olmaz ve mahkeme bunu kendiliğinden dikkate alır.


Türk Medeni Kanunu’na göre önalım hakkının kullanılması bakımından iki ayrı süre bulunmaktadır:


Noter bildirimi yapılmışsa: 3 aylık süre


Pay satışının alıcı veya satıcı tarafından diğer paydaşlara noter aracılığıyla bildirilmesi halinde, önalım hakkı bu bildirimin tebliğinden itibaren 3 ay içinde kullanılmalıdır.


Bu süre “nispi süre” olarak adlandırılır ve bildirimin paydaşa ulaşmasıyla başlar.


Örneğin: Paydaşlardan biri payını sattı ve alıcı noter aracılığıyla diğer paydaşlara satış bildirimi yaptıysa, bu bildirimi alan paydaşın 3 ay içinde şufa davası açması gerekir.


Bildirim yapılmamışsa: 2 yıllık süre


Satışın paydaşlara noter aracılığıyla bildirilmemesi halinde ise önalım hakkı her hâlde satış tarihinden itibaren 2 yıl içinde kullanılmalıdır.


Bu süre “azami süre” niteliğindedir ve satışın öğrenilmesine bağlı değildir; doğrudan satış tarihinden itibaren işlemeye başlar.


Yani paydaş satıştan geç haberdar olsa bile, satış üzerinden iki yıl geçtikten sonra şufa hakkı artık kullanılamaz.


Sürelerin hak düşürücü olması


Şufa davalarındaki sürelerin en önemli özelliği hak düşürücü süre olmalarıdır.


Bu şu anlama gelir:


  • süreler durmaz,

  • kesilmez,

  • uzatılamaz,

  • mahkeme tarafından kendiliğinden dikkate alınır.


Bu nedenle uygulamada şufa davalarının önemli bir kısmı, süreler kaçırıldığı için reddedilmektedir.

Bunu pratik bir örnekle düşünmek faydalı olur: Miras kalan bir arsada paydaşlardan biri payını 2024 yılında üçüncü kişiye sattıysa ve satış hiç bildirilmediyse, diğer paydaşların en geç 2026 yılına kadar dava açması gerekir. Bu süre geçtikten sonra pay geri alınamaz.


Şufa davalarında “sonradan öğrenmek” çoğu zaman yeterli değildir; hukuk, belirli bir noktadan sonra taşınmaz satışlarının kesinleşmesini ister. Sürelerin konulmasının temel nedeni de budur.


  1. Şufa Davasında Bedel ve Depozito


Şufa davalarının en teknik ve en kritik aşamalarından biri, önalım bedelinin mahkeme veznesine yatırılmasıdır. Uygulamada birçok kişi davayı açmanın yeterli olduğunu düşünse de, aslında davanın ilerleyebilmesi için satış bedeline ilişkin bu yükümlülüğün yerine getirilmesi zorunludur.


Şufa davasında davacı paydaş, satılan payı “aynı şartlarla satın aldığını” kabul etmiş sayılır. Bu nedenle mahkeme, davacıdan satış bedelini ve alıcı tarafından ödenen tapu harç ve masraflarını belirlenen süre içinde depo etmesini ister.


Genel kural olarak önalım bedeli şu kalemlerden oluşur:


  • Tapuda gösterilen satış bedeli

  • Alıcının ödediği tapu harçları ve giderler


Bu tutar, hâkim tarafından verilen kesin süre içinde mahkeme veznesine veya belirlenen banka hesabına nakden yatırılmalıdır. Bedelin yatırılmaması halinde dava usulden reddedilebilir.


Bedel neden yatırılır?


Bu zorunluluğun temel amacı, taşınmazı satın alan üçüncü kişinin korunmasıdır. Çünkü şufa hakkı kullanıldığında, satılan pay alıcıdan alınarak davacı paydaşa geçer.


Hukuken bu durum, satıcı ile alıcı arasında yapılan satış sözleşmesinin aynı şartlarla davacı paydaşla kurulması anlamına gelir.


Yani mahkeme şunu varsayar: “Davacı bu payı gerçekten satın almak istiyor ve bunun bedelini ödemeye hazır.”


Bu yüzden önalım bedeli çoğu zaman davayı kazanmanın fiili ön koşulu olarak görülür.


Muvazaa ve satış bedeli tartışmaları


Uygulamada sık karşılaşılan bir başka durum da satış bedelinin gerçekte ödenenden farklı gösterilmesidir. Özellikle:


  • Vergi ve harçları düşük göstermek için bedelin tapuda düşük yazılması

  • Şufa hakkının kullanılmasını zorlaştırmak için bedelin yüksek gösterilmesi


gibi durumlar söz konusu olabilir.


Bu gibi durumlarda davacı, satış bedelinin muvazaalı olduğunu iddia ederek gerçek bedelin araştırılmasını talep edebilir. Ancak uygulamada çoğu zaman önalım hakkı, tapuda gösterilen bedel üzerinden kullanılmaktadır.


Uygulamada en sık yapılan hata


Şufa davalarında en sık görülen hatalardan biri, bedelin yatırılması gereken sürenin kaçırılmasıdır.

Mahkemenin verdiği süre içinde ödeme yapılmazsa, davacı haklı olsa bile dava reddedilebilir. Bu nedenle şufa davaları yalnızca maddi hukuk değil, aynı zamanda usul hukuku açısından da dikkat gerektiren davalar arasında yer alır.


Özellikle yüksek değerli taşınmazlarda önalım bedelinin ciddi bir meblağa ulaşabilmesi, bu davaların stratejik olarak değerlendirilmesini zorunlu kılar.


  1. Şufa Hakkının Kullanılamayacağı Durumlar


Şufa hakkı güçlü bir koruma mekanizması olsa da her pay devrinde kullanılabilen bir hak değildir. Kanun ve Yargıtay uygulaması, bazı devir türlerinde önalım hakkının doğmayacağını açıkça kabul etmektedir. Bu durumları bilmek, gereksiz dava açılmasını ve hak kaybını önler. Aşağıdaki durumlarda şufa hakkı genellikle kullanılamaz:


Payın başka bir paydaşa satılması


Önalım hakkının temel amacı ortaklığa yabancı bir kişinin girmesini önlemektir. Bu nedenle payın başka bir paydaşa satılması halinde şufa hakkı doğmaz.


Örneğin üç hissedarın bulunduğu bir taşınmazda payın diğer hissedara satılması durumunda, üçüncü kişi söz konusu olmadığı için önalım hakkı kullanılamaz.


Bağış, takas veya satış dışındaki devirler


Şufa hakkı esas olarak satış işlemi için öngörülmüştür. Bu nedenle aşağıdaki işlemlerde önalım hakkı kullanılamaz:


  • bağış (hibe)

  • takas

  • satış dışındaki devir işlemleri


Ancak uygulamada bu işlemlerin satış gibi gösterildiği iddiasıyla muvazaa tartışmaları gündeme gelebilir.


Miras ve ölüme bağlı tasarruflar


Taşınmazın miras yoluyla geçmesi veya ölüme bağlı tasarrufla devredilmesi durumunda da şufa hakkı kullanılmaz.


Bunun nedeni, bu tür devirlerde satış ilişkisinin bulunmaması ve külli halefiyetin söz konusu olmasıdır.


Cebri satış (icra satışları)


İcra müdürlüğü aracılığıyla yapılan açık artırma satışlarında da şufa hakkı kullanılamaz.

Çünkü bu tür satışlar tarafların iradesiyle değil, hukuki zorunluluk sonucu gerçekleşir.


Paylı mülkiyet bulunmayan taşınmazlar


Şufa hakkı yalnızca paylı mülkiyete tabi taşınmazlarda kullanılabilir. Örneğin kat mülkiyeti kurulmuş bağımsız bölümlerde önalım hakkı söz konusu değildir. Bu nedenle taşınmazın hukuki niteliğinin doğru tespit edilmesi gerekir.


Fiili taksim yapılan taşınmazlar


Paydaşların taşınmazı kendi aralarında fiilen bölüştüğü ve herkesin belirli bir kısmı kullandığı durumlarda da önalım hakkı kullanılmayabilir.


Yargıtay uygulamasında fiili taksim, önalım hakkının kullanılmasını engelleyebilen önemli bir faktör olarak kabul edilmektedir.


Şufa hakkı yalnızca paylı mülkiyette, satış işlemiyle ve üçüncü kişiye yapılan devirlerde ortaya çıkar. Bunun dışındaki birçok devir türü, görünüşte benzer olsa da önalım hakkını doğurmaz.

Uygulamada şufa davalarının önemli bir kısmı, bu ayrım doğru yapılmadığı için kaybedilir. Bu nedenle satışın türü, tapu kaydı ve taşınmazın hukuki statüsü davadan önce mutlaka dikkatle incelenmelidir.


  1. Şufa (Önalım Hakkı) Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme


Şufa (önalım) hakkı, yalnızca dava yoluyla kullanılabildiği için davanın doğru mahkemede açılması büyük önem taşır. Yanlış mahkemede açılan davalar usulden reddedilebilir ve bu durum özellikle hak düşürücü sürelerin bulunduğu şufa davalarında ciddi hak kayıplarına yol açabilir.


Görevli mahkeme: Asliye Hukuk Mahkemesi’dir.


Şufa davası, malvarlığına ilişkin bir dava olduğu için genel görevli mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesi bu davalara bakar.


Yetkili mahkeme: Taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir.


Bu yetki kuralı “kesin yetki” niteliğindedir. Yani dava, taşınmazın bulunduğu yer dışında bir mahkemede açılamaz.


Örneğin:

  • İzmir’de bulunan hisseli bir arsa için dava İstanbul’da açılamaz.

  • Ankara’daki bir taşınmaz için yetkili mahkeme Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi olacaktır.


Bu düzenlemenin temel nedeni, taşınmaza ilişkin uyuşmazlıkların taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi tarafından daha sağlıklı incelenebilmesidir.


Uygulamada şufa davalarının çoğu, tapu iptal ve tescil niteliğinde gayrimenkul davaları olduğu için yer yönünden yetki kuralları oldukça katı şekilde uygulanır.


  1. Sık Sorulan Sorular (SSS)


Şufa davası nedir?

Şufa davası, paylı mülkiyete tabi bir taşınmazda paydaşlardan birinin payını üçüncü kişiye satması halinde, diğer paydaşların bu payı aynı şartlarla satın alabilmesi için açtığı tapu iptal ve tescil davasıdır.

Şufa davası açmak için bedel ödemek gerekir mi?

Evet. Davacı, satış bedelini ve tapu giderlerini mahkemenin belirlediği süre içinde yatırmak zorundadır.

Şufa hakkı birden fazla paydaş tarafından kullanılabilir mi?

Evet. Birden fazla paydaş şufa hakkını kullanırsa, satılan pay genellikle bu paydaşlar arasında eşit şekilde paylaştırılır.

Şufa hakkı satıştan önce kullanılabilir mi?

Hayır. Şufa hakkı ancak satış gerçekleştikten sonra kullanılabilir ve dava yoluyla ileri sürülür.

Şufa davası kime karşı açılır?

Dava, payını satan kişiye değil, payı satın alan üçüncü kişiye karşı açılır.

Şufa hakkı sözleşmeyle de kurulabilir mi?

Evet. Kanundan doğan önalım hakkının yanında, tapuda şerh edilmek şartıyla sözleşmeden doğan önalım hakkı da mümkündür.

Şufa hakkından feragat edilebilir mi?

Evet. Şufa hakkı hak sahibinin iradesine bağlı bir haktır ve feragat edilebilir. Ancak genel feragatın geçerli olabilmesi için resmî şekilde yapılması ve tapu kütüğüne şerh verilmesi gerekir. Belirli bir satış için önalım hakkını kullanmaktan vazgeçme ise yazılı şekilde yapılabilir.


Şufa (önalım) hakkı, paylı mülkiyete tabi taşınmazlarda paydaşların ortaklık yapısını korumasını sağlayan önemli bir hukuki mekanizmadır. Ancak bu hakkın belirli şartlara, kısa sürelere ve teknik dava prosedürlerine bağlı olması, uygulamada dikkatli hareket edilmesini zorunlu kılar. Özellikle hisseli taşınmaz satışlarında hak kaybı yaşanmaması için sürecin başından itibaren hukuki değerlendirme yapılması büyük önem taşır. Paylı mülkiyete ilişkin uyuşmazlıklarda, somut durumun doğru analiz edilmesi ve şufa hakkının zamanında kullanılması çoğu zaman belirleyici olacaktır.

Yorumlar


bottom of page